Öykü

kent
önce sokağını yitirdi
sokak ki
meydanlara mektubudur
bahçeli
güzel evlerin
tabii ya
bahçeli evlerin
insan çocukları vardır
evet insandır bahçeli evlerin çocukları
çocuklukları gitse de
insanlıklarını mutlaka saklayacaklardır

öyküsü olmayan neyin güzelliği var ki?
eskiyi değerli kılan
üzerine sinmiş
yaşam lekeleri değil mi?

işte
acımız bin yıllık
bin yıllık kederimiz
efkârımıza sadakatle bağlılığımız
yoksa bu vefadan
ya da sohbetten ötürü mü?

ömürleri boyunca hiç aşık olmamışlar
resimlere
şiirlere
romanlara
heykellere bakamazlar

ki biliyorsun bir kent
her şeyden evvel bakışını yitirir
meselâ Haydarpaşa Garı bir kelime olsaydı
“Merhaba” olurdu

Gurbet Kuşları’nın
kocaman gözlü
şaşkın misafirlerini görürdük merdivenlerinde
merdivenlerinde
Memleketimizden İnsan manzaralarını görürdük

vapurlar var ya şu vapurlar
sanki boğazın bir yerlerinde
sevdiklerinin fotoğraflarını düşürmüş de ağlıyorlar
bir kıyıdan diğer kıyıya gece gündüz
işte bu sebeple yana yakıla gidip geliyorlar

keşke bu şehirde
şimdi şu an
ellerimden tutup beni
evet beni
hani şöyle çok özlediğin bir güne
bir sokağa
bir bahçeli zamana götürsen

senin gözlerinle bulabilirim
Madam Anahit’i
Samatya’lı Yorgo’yu
Bursa sokağının sonunda
2.sınıf bir meyhanede
Selahattin Pınar’ı
ve 6-7 Eylül öncesinin o güzel şehrini

biliyor musun
Sulukule’ye kocaman villalar yaptılar
villalar yapmadılar aslında
villalara taptılar

insanda hiç mi akıl olmaz be sersem!
Roman’ları olmayınca
o semt neye yarar?

bir kanun
bir klarnet
bir çalgı sesi aramaz mı şu can?
gülümsemez mi bir esmer kadın
çamaşırlar dizili pencerelerden
caddeleri bir edalı saç gibi
göz göz
oda oda tararken

hakkı var
doğru diyor adalı Çiğdem
“ceplerimizdeki elması atıp
yerine taş dolduruyoruz”
ahşap evleri
çürük bir diş zannedip sökerek
yerine demirden kafesler çakıyoruz

söylemezsem ölürüm
ölseydim de söylemeyeydim ya
– insanlarını yitirdi kentler –
bir can pazarından
bir başka can pazarına doğru koşarken hızla

sabah dükkânını açan
şu kaymakçı Hüseyin
kapısının önünü
aydınlığı öperek süpürmez miydi?

zalımın oğlu
Kemerburgaz’ın
at arabalı zerzevatçısı
arkasına takılan cümle çocuğu
kırbaçtan geçirmez miydi?

benim için kent
her şeyden evvel öyküsünü yitirir
sonra da
çarşamba ve cuma günleri işçi elleriyle
bize kırık leblebi ile helva veren o adamı

babamı….

Tekin Deniz

Yorum Yapın