“Öyle erilsin ki öz savunma koysunlar yoluna”

Doğada yaşayan her canlının kendine özgü bir savunma mekanizması vardır. Bu mekanizmaları sayesinde kendilerini koruyabilir ve yaşamlarını sürdürebilirler. İnsanlarda kendilerini gerek toplum tarafından gerekse kendi türü bakımından korumak zorundadır. Doğada yaşayan bir canlı kendi türü tarafından baskı ve sömürü altında kalmazken, insan kendi türü tarafından baskı ve sömürü altında kalır. Bu durumda insan kendi türü olan ama kendisinden daha zayıf gördüğü insan üzerinde tahakküm uygulamaya başlar.

Toplum tarafından ‘zayıf halka’ olarak nitelendirilen kadın, ilkel komünal yaşamdan günümüze kadar erkeklerle aynı dünyayı paylaşmasına rağmen, aynı toplumsal koşulları bir türlü elde edememiştir. Çünkü kadının taşıdığı beden, erkeğe göre daha az fiziksel güce sahip olduğu kurgusundadır. Ve onun erkek tarafından korunması gerektiği düşüncesi insanların kafasında geçerlilik kazanmıştır. Oysaki araştırmalar ilkel komünizmin yaşanıldığı dönemde kadın ve erkeğin fiziksel özellikleri ve güçleri arasında bir fark olmadığını ispatlamıştır. İlkel komünal toplumlarda kadın toplumun diğer üyeleri gibi yaşama içgüdüsüyle vahşi hayvanlara karşı kabileyi koruyabiliyordu. Doğada avlanıyor ve besin toplayabiliyordu. Çünkü yaşamlarını sürdürebilmeleri için dayanışma içinde olmaları gerekiyordu. Topluluğu bir arada tutan bu güç düşmana karşı en iyi silahtı. Asyalı kadın hikayeleri kadıncıl toplumların nasıl ayakta dimdik bir şekilde durabildiğini gösterir. İnsanlık yüz binlerce yıl önce bu durumdaydı. Bugün ise komünal yaşamın yerini özel mülkiyet, sınıflar, patriyarka ve kapitalizm aldı. Kadınlar erkek-devlet-hükümet işbirliği içinde her geçen gün toplumda ötekileştiriliyor. Cinayete kurban gidiyor. Uygulanan politikalar, ataerkil zihniyeti ve cinsiyetçi yaklaşımları geliştirmeye ve geçerlilik kazandırmaya çalışıyor. Kadınlar bu ataerkil zihniyete karşı bir araya gelerek, daha fazla ölmemek için örgütlü mücadelelerini sürdürüyorlar. Dünyanın birçok yerinde kendi öz-savunma birliklerini oluşturan kadınlar çarenin “erkek devletin vereceği adalet” olmadığının farkına varmış durumda.

Öncelikle metnin giriş cümlesinde belirttiğim gibi, doğada yaşayan her canlının kendine özgü bir savunma mekanizması vardır. Bu mekanizmaları sayesinde kendilerini koruyabilir ve yaşamlarını sürdürebilirler. Burada anlatmak istediğim, canlılar kendileri için tehdit oluşturacak bir saldırıya karşı savunma mekanizmalarını kullanabilirler bu gayet normaldir ve suç teşkil etmez. Çünkü canlının kendini koruma içgüdüsü devreye girer. Böylelikle ortaya bir mağdur ve bir fail çıkar. Mağdur savunma mekanizmasını kullanarak kendini failden korur. Fail kurtulur ya da kurtulmaz ama mağdur hep mağdur olarak kalır. Çünkü ataerkil sistem mağdurun mağdur olarak kalması için elinden gelen her şeyi yapar. Örneğin mahkemelerde failin aldığı iyi hal indirimleri gibi…

“Antalya’da sevgilisinin üzerine benzin dökerek yakan sanık ‘iyi hal indirimi’ aldı.”

“Adana’da kendisini aldattığından şüphelendiği 44 yaşındaki eşini boğarak öldüren 47 yaşındaki sanık, ‘tahrik’ ve ‘iyi hâl indirimleri’ uygulanarak 19 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.”

“İstanbul Küçükçekmece’de sevgilisini ve sevgilisinin kız arkadaşını öldüren sanık iki kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanığın cezasını, ‘iyi hal’ ve ‘pişmanlık’ indirimi yaparak 50 yıla düşürdü”

“Diyarbakır’da kendini subay olarak tanıtıp, 14 yaşındaki 3 kızı evine götürdüğü, esrar içirdiği ve porno film izletip cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla 150 yıl hapis istemiyle yargılanan tercüman Ubeydullah Ç. ‘Saygın Tutum’ indirimi uygulanarak 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.”

“Erzurum’da boncuk almaya gelen 12 yaşındaki E.A.’ya cinsel istismarda bulunduğu için 12.5 yıl hapis cezasına çarptırılan 49 yaşındaki tuhafiyeci C.U.’nun aldığı ceza kızın tedaviyle ‘psikolojisi düzeldiği’ için 10 yıl azaldı.”

Her gün okuduğumuz bu gazete başlıklarına baktığımızda görüyoruz ki, erkek olmak indirim almaya yetiyor. Hal böyleyken kadınların neden öz savunmada ısrarcı olduğunun da altını çizmiş oluyoruz.

Esma Özlen

Yorum Bırakınız