Pedofili ve Sübyancılık

Pedofili ile sübyancılık bir ve aynı şeymiş gibi mütalaa ediliyor. Bu iki şey arasındaki ayrım, özellikle batılı ülkelerde her geçen gün artan oranda kabul görmeye başlamış olsa da, gerek batılı ülkelerde, gerekse de batı dışında kalan dünyada, örneğin yaşadığımız coğrafyada bir ve aynı şey olarak kabul ediliyor. Bu yaklaşım hem doğru değil, hem de kendi içinde ciddi sakıncalar barındırıyor.

Sübyancılık erkek egemen kültürün bir ürünüdür. Öncesini pek bilemiyoruz ama en azından 5 bin yıllık yazılı tarihten yola çıkacak olursak, sübyancılığın eski Mısır’dan Roma’ya, eski Atina’dan Osmanlı saraylarına, Hz. Muhammed’den günümüze uzanan bir tarihe sahip olduğunu görürüz.

Pedofili ise bir tercih değil, psikoseksüel rahatsızlık. Pedofili olan insanlar bir çok ülkede tedavi görmeyi kabul ettikleri sürece bir cezadan da muaf tutulurlar. Sübyancılık ise kolektif erkek kültürünün, daha geniş anlamda ise tecavüz kültürünün bir parçasıdır.

Eğer bu iki durumu bir ve aynı değerlendirecek olursak, o vakit sübyancılığı da bir biçimde hastalık olarak görürüz -ki, görenler var-, bu durumda da hastalık olarak mütalaa edilen bir durumun cezai ehliyeti olmaz. Halbuki sübyancılık tasarlanmış bir suçtur, pedofili ise sonuçta bir suça ve mağduriyete yol açsa da, esasında bir hastalığın neticesinde zuhur etmektedir. Bundan dolayıdır ki erkek pornografisinin bir ürünü olan sübyancılık ile psikoseksüel bir rahatsızlık olan pedofili arasındaki fark ayırt edici ve önemlidir.

Bütün klinik deneyler gösteriyor ki, pedofilide irade yoktur. Zaten bundan dolayıdır ki birçok ülkede pedofili vakaları karşısında ilk akla gelen şey, pedofili hastası olan insana tedavi edilmesi şartının konulmasıdır.

Pedofilinin bir hastalık olması, çocuğa karşı suç işlenmediği anlamına gelmez. Pedofili olayını hoş görmek anlamına ise hiç mi hiç gelmez.

Pedofili ve sübyancılık tartışmasından dikkat çekmek istediğimiz bir başka nokta ise, bu meseleye ilişkin kullanılan sol jargondur. Zira bu yaklaşım meseleyi “kapitalizm ve onun yarattığı yozlaşma” vb. bildik kalıplarla açıklamaktadır. Bu tür bir yaklaşım, yaşamı siyah beyaz kavramaktır.

Kapitalist ilişkilerin hüküm sürmediği Doğu Bloku vardı vaktin birinde, bu Blok sınırları içerisinde pedofili vakalarının ve sübyancılığın hangi boyutlarda olduğunu incelemek bile, bu yaklaşımı boşa çıkarmaya yeter.

Elbette ki gerek sübyancılığı, gerekse de pedofiliyi ayrı ayrı ve geniş çapta ele alıp tartışmak gerekiyor, zira her ikisinin de önem derecesi hayatidir. Ama biz şimdilik sadece pedofili ile sübyancılığın bir ve aynı şey olmadığına ilişkin bu dipnotu düşmekle yetiniyoruz.

Elias Nin

Yorum Bırakınız