Reklamlar ve Ahmaklar

Reklamlardaki cinsiyetçilik, ırkçılık eleştirilebiliyor ve bunun için kampanyalar düzenlenebiliyor; fakat, genel olarak reklamcılık, tüketici olarak tanımlanan toplumun ihtiyaç dışı olan ürünü arzulamasını amaçlar, bunun için gerektiğinde reklamın cinsiyetçiliği veya ırkçılığı içermesi doğaldır. Her şey kar içindir. Dolayısıyla reklam, tamamiyle kitleleri aldatmaya dayanır. Çünkü ürünün gerçekte “ihtiyaç dışı” olması onu reklama yöneltmiştir. Arzı ve talebi belirleyen şirketin kendisidir. Reklam isterse cinsiyetçiliği veya ırkçılığı içermesin, her halükarda ötekileştiricidir. Reklam şirketine göre sen sadece aldatılacak bir ahmaksın. Tüketici bir kadın, erkek, çocuk, eşcinsel, İngiliz, Türk vb. olarak.

İhtiyaç dışı olanın reklama duyduğu ihtiyaç aslında doğal bir durumdur. Kapitalizm, yalnızca ihtiyacı tekeline almasıyla değil ihtiyaç dışını tekele almasıyla da varlık gösterir. Yaşamın tamamına hükmeden reklamlarla beraber kitlelerde “ihtiyaç dışı” olan da artık kelimenin tam anlamıyla “ihtiyaç”tır. Başka bir deyişle, yanlışın doğruyu ele geçirmesiyle kendini “doğru” ilan etmesidir. Onsuz kendini eksik ve ezik hissetmektedir. Sözgelimi Anadolu’nun üç beş haneli ücra bir köyünde mutlu bir şekilde yaşayan bir kişi yurdundan alınıp Beyoğlu’nda bir haneye yerleştirildiğinde birkaç sene sonra ihtiyaçları değişecektir ve asla köyündeki mutluluğu yakalayamayacaktır. Böyle bir örnek çarpıcıdır, çünkü kıyaslamaksızın verilen örnekler dikkat çekici değildir, çünkü bu “doğal” görünmektedir.

Modern insan modern harcamaları olan insandır. Bu, aynı zamanda modern toplumda mutluluğun, iyiliğin, itibarın, zevkin ilkelerini de belirlediğini göstermektedir. Başka bir deyişle modern ahlakın ve değerlerin ilkeleridir. Guy Debord bu durumu şu çarpıcı sözlerle ifade eder: “Şeyleşmiş insan, metayla olan samimiyetinin kanıtını herkese gösterir. Meta fetişizmi, tıpkı eski dini fetişizmin ihtilaçlı ve keramet sahibi kişilerinde görülen kendinden geçme durumlarına benzeyen ateşli coşku anlarına ulaşır.”

Reklamsız bir ortam, bugünün dünyasında neredeyse imkansız hale gelmiştir. Kişi/ler giydiği elbiseden ayakkabısına kadar zaten ayaklı reklam tabelası haline / nesnesine dönüşmüştür. Üstelik bu toplumun şirketlere ücretsiz bir hizmetinden öte şirkete para ödeyerek yaptığı bir hizmettir. Kapitalizm toplumu tamamiyle kendine hizmet eden köleler haline getirmiştir. Arzusundan tüketimine, ahlakından çalışmasına dek. Toplum, uzaktan kumandalı duygusal robotların birliğidir. Arada bir birbiriyle çatışabilmektedirler.

Kapitalist sistem içerisinde insan, yaşamın bir öznesi değildir, kuklasıdır diyebiliriz. Ya da, kapitalist imalathanede üretilen bir üründür diyebiliriz. Doğal ki, bu imalathanede tek bir ürün üretilmemektedir. Yaratılan piyasa, kar-zarar oranına göre değişim gösterebilmekte; ürün aynı olsa bile farklı ambalajlarda tüketime gönderilebilmektedir. Bu ambalajlar cinsiyetler, uluslar, dinler, ideolojiler olabilmekte, ve geri dönüşüm sayesinde yeniden ve yeniden piyasa sokulabilmektedir.  İnsan artık bir çikolata veya pantolon gibi tüketilen ve tükenen bir nesnedir. Eğer kapitalizm nesneleşen öznelerin bilinçli uyanışıyla çökertilemezse; insan soyu, soyu tükenene kadar bu durumu devam edecektir.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız