Sayıklama

Gece oldu usulünce yattık. Sabah oldu devlet olarak kalktık. Tuvalette rüyamızı yıkadık, özür def ettik. Gece, uykuda başımıza gelenlere bir türlü anlam veremedik. Dil ile devlet, devrim ile din işlerini karıştırdık. Her şeyi; dağları ve anneleri bile dışarıdan açıkladık. İçeriden açıklamak kimsenin aklına gelmedi; günün birinde Eylül’ yağmaya başladı annelerimizi ve Devrim’i üzdük. Oğluna, “beni öbür dünya için imtihana hazırla!”, diyen annenin samimiyetine inandık. Öbür dünyayı pazarlayıp bu dünyayı mülk edinenler için dergiler çıkardık. Kitap olup yattık, alıntı olarak kalktık. Geçmişi ve şimdiyi unutup geleceği ezberledik. 12 Eylül sabahında incir ağacından düşen silahlı oğluna, “İncirden düşmek delildir, yenileceksiniz a uşaklarum!”, diyen Laz anneye tüm kalbimizle inandık ama inanmazlıktan geldik. Marks’tan soru Lenin’den cevap Che’den dağ çaldık yine de devrime ve halklara borçlarımızı ödeyemedik. Konuşmak insanın ağısını alır, diyen eskilere inanmadık ama bu cümleye inandık. Yüz yıl boyunca vara-yoğa konuştuk, sükut altındır dediler devrime kadar sustuk. Muhabbeti hep sevdik, laf koyulaştıkça sözcüklerin içini göremez olduk.

Tarih yattık, coğrafya kalktık, bir gecede Cumhuriyet olduk, milletçe mecburen inandık. Daha dün annemizin kollarında yaşarken “Osmanlıyı” külliyen reddederek bir sabah “Türk” olduk. Yattık kalktık, bir de baktık ki bir gecede dilimiz sökülüp yerine Türkçe takılmış. Dilsizleştik, Devrim mangalında kül bırakmayan şairler dahil dillerimizi kimden isteyeceğimizi bilemedik. Her anne çocuğunu dil emzirir, diye işi mecaza vurduk! Otur kalk, dirsek teması hizaya geç, komutuna uyan topluma dönüştürüldük. Bir devlet bir, iki devlet iki kötülüktü, biz on altı Türk devletiyle övündük. Tarih, hakikat ve ayna korkusuyla kadim dilleri ve kadim halkları kimsesizler mezarlığına gömdük. Toprak ve zaman üstünü örter sır vermez sanıp devletin ve resmi tarihin keyfini çıkardık. Günü geldi; toprak ve zaman gömülenleri ve öldü sanılanları bize geri verdi. Bazen tanıdık bazen tanıyamadık…

Dersim oldu yattık, Seyit Rıza seslendi kalktık. Roboski katliamı üzerine kaçak cümlelerle notlar aldık, ölümleri ezber ettik. Sonra yüzyıl uyuduk. Kalktığımızda gördük ki, iki sayfa okumamışız, okuduklarımızı unutmuşuz, kulaklarımıza sığınan emanet cümleleri uyutmuşuz. Az’ların çok ve kıymetli olduğunu öğrenmemiz için Hrant’ı bekledik. Topumuz Munzur çayına kaçtı. Aylarca aradık dağlarda ölü ele geçerilmiş olarak bulduk. Gece devrime yattık sabah devletin kavliyle kaybolduk. Cumartesilerini kayıpları bulma günü ilan ettik, kayıplarımızı bulamadıysak da az da olsa birbirimizi bulduk. Devrim bulmuş kadar olup sevindik. Nâzım Hikmet ve Ahmed Arif’ten başka da iyi şairler olduğunu öğrenmeyi devrime bırakmadık…

Nereye bir sözcük koyarlarsa orada bir keşif yaptıklarına inanan eskilere inandık. Her yeni bilgide ayağımız “taşlaşmış ölü sözcüklere” takılınca sendeledik. Bazen sözcüğü bazen ayağımızı bazen kalbimizi kırdık. Dillerle, halklarla, “az”larla birlikte soruları da öldürdük. Birbirimize devlet olmak huyundan vazgeçmedik. Zindanlarda bir yanımıza döndük beş yıl diğer yanımıza döndük beş yıl daha dikine yattık. Bazen tarihin bazen talihin bazen de tünelin ucundaki âşıkların yardımıyla gün oldu çıktık. Sanki hapishanelerde daha iyiydik, çıkar çıkmaz katı halden buhar hale geçtik, maddenin ve mananın sıvı halini unuttuk. Güzel cümleler kurarak geçmişi ehlileştirip, cümlelerimizi evcilleştirdik. Bedenimiz gevşeyince ruhumuz, dilimiz gevşeyince sözcüklerimiz ve anılarımızı gevşedi: Rahatladık, fes ferah olduk. Devlete anlattıklarımızı birbirimizden gizledik, anlatmaya karar verdiğimizde dinleyecek kalmadığını çok geç fark ettik. Uzun zamandır eve devrim getiremediğimiz gibi iyi haber de getiremedik. Her ülkenin bir şeyi meşhurdu, başımızdaki devletin inkarı ve korkusu meşhurdu. Şaşmadık.

Ve gün oldu yaşlandık…

“Saçım dedi ki, ben beyaza gidiyorum.” (Ahmet Büke)

Gitti…

Sezai Sarıoğlu

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Sayıklama | YURTSEVER

Yorum Yapın