Şiddet münferit bir olay mıdır?

Yaşadığımız ülkede bizi dehşete düşüren hemen her olay için, örneğin işkence olayı için, iktidarlar tarafından münferit kelimesi kullanılır. Münferit, yani, olayın yaşandığı mekandan, kurumdan bağımsız gelişen, sürekliliği olmayan anlamındadır. Bu tanım sorgulanmadığından olsa gerek, hemen kabul edilir. Halbuki çevrenize şöyle bir baksanız şiddetin bir yönetim aracı olduğunu görürsünüz.

Bir kurumda işkence vakası bir kez cereyan etmişse bunun çok yönlü sonuçları vardır: İşkenceye uğrayan tek bedenle birlikte işkenceye tanıklık eden kurum içerisindeki kişilere de bir gözdağı verilmiştir. Eğer derslerini zamanında yapmazsanız sonunuz böyle olur veya yasalara uymazsanız sonunuz böyle olur mesajını alan kişiler hizaya getirilmeye çalışılır. Hizaya getirilmişlerse artık şiddete gerek kalmayacaktır; çünkü şiddet amacını gerçekleştirmiştir. Bu durumda işkenceyi münferit bir olay olarak mı ele alacağız yoksa işlevini yerine getirip getirmediğine göre mi? Bana göre hizaya getirme, düzene sokma, ‘adam etme’ amacıyla kullanılan her araç şiddet içeriklidir. Söz konusu durum bu iken şiddet olağandır.

Dayak atmak ülkede aileden okullara, sokaktan karollara dek terbiye etme aracı olarak kullanılmaktadır. Bu yüzden Türk atasözlerinde ‘Dayak cennetten çıkmadır.’ denilmekte; dayak kişiyi günah işlemekten alıkoyduğu için kutsal bir eğitim aracı olarak görülmektedir. Sanıyorum çocukluğundan bugüne şiddet görmeyen kişi yoktur. Eğer görmeyen var ise iktidarlara karşı uyumsuzluk göstersin. Şiddet görme ihtimali yüksektir. İktidar kurmanın, kendi düzenine uydurmanın, cezalandırmanın, ‘adam etmenin’ kaba yoludur dayak. İnce yolu ise psikolojik şiddettir, yani korkutarak, aşağılayarak, manipüle ederek.

Bir Kuran kursunda, bir karakolda, bir ailede şiddet uygulayan kişiyi incelediğimizde sözkonusu kişiyi yaşadığı toplumdan, iktidar ilişkilerinden ve kurumundan bağımsız inceleyemeyiz. Çünkü birey toplumsal bir varlık olarak hal ve hareketleri, düşünceleri şu veya bu yöndedir. Kuran kursunda çocuk Kuran öğretilmek için oradadır; kendi iradesi çiğnenmiştir ki kendi iradesi tam olgunlaşmamıştır, buna rağmen kursa ailesi tarafından sevap kazanma uğruna gönderilir, çocuğa Kuran öğretmekle yükümlü kişi çocuğa Kuranı öğretemiyorsa veya dediklerini uygulatamıyorsa kendinde bir suçluluk duygusu gelişir, bunu bastırmanın bir yolu da suçu çocuğa atmaktır, onu gerizekalılıkla suçlar, şiddet uygular. Çocuk öğrenmek istemiyorsa ne yapar, ailesine şikayet edilir, bu sefer çocuk ailesinden şiddet görür. Çünkü İslama göre çocukların aileleri tarafından İslamı öğrenmesi farz kılınmıştır. Bir aile çocuğuna İslamı öğretemiyorsa bunun vebali büyüktür. Karakollardaki şiddeti ele alalım. Karakollardaki işkence sokaklara taşmıştır zaten, her gün bize ağzı burnu kırılmış göstericiler izletilir; polis müthiş yetkilerle donatılmıştır, öldürme yetkisi vardır. Öldürme yetkisi olanın işkence yapma yetkisi pekala vardır.

Devlet şiddeti kendi tekeline alıp kendi iktidar organlarına dağıtır. Kendi iktidar organları dışında, bu iktidar odaklarına karşı şiddeti, direnişi suç olarak atfeder. Yine de kamuoyunun yoğun tepkisinden dolayı kendi iktidar organlarında kullanılan şiddeti yargılar, bazen yaptırımlar uygular. Örneğin keyfi bir şekilde işkence yapan bir polise. Ama devlet burada şiddeti doğuran koşulları yargılamaz; yargılamaya başladığı anda kendi meşruiyetini yitirir.

Şiddetin daha çok çocuklara, kadınlara kullanılmasındaki sebep yine iktidar ilişkilerinden kaynaklıdır. Yetişkinlerin çocuklar üzerinde, erkeklerin kadınların üzerinde, daha da genişletirsek sünni kesimin aleviler üzerinde, Türk milliyetçilerinin Kürd halkı üzerinde, devletin halk üzerinde kurduğu otorite şiddet doğurur. Bu şiddet iyi niyetlerle savuşturulamayacak niteliktedir. Yani biz şiddete karşıyız, savunmuyoruz demek şiddeti engellemez. İktidar hem uygulayan hem de uygulanan beden üzerinde çift yönlü bir şiddet doğurur. Her iki bedende de savunma mekanizması geçerli kılınır. Devletin tepeden tırnağa silahla donatılmasının gerekçesi olarak savunma olduğu söylenir. Düzenime uymayan, düzenimi bozana şiddet uygularım demektir bu. Düzeni sürdürmenin başkaca yolu yoktur ama bu düzen mülkiyet temelinde hiyerarşik olduğundan ve doğal olarak eşitsizlik ve adaletsizlik barındırdığından şiddet önemli bir araç olarak kullanılmaya devam eder.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız