Sıfır Noktasındaki Kadın: Mısırlı Fahişe Firdevs

Firdevs, bir kadının erkek egemen düzende yaşayabileceği en ağır koşullarda yaşadı; çocukken sünnet edildi, babasının şiddetini gördü, dini bütün amcasının tacizine uğradı, ailesiz kalınca amcası tarafından başlık parasıyla yaşlı bir şeyhe satıldı, kocasından da şiddet görmeye başlayınca kendini sokaklara atarak fahişeliği profesyonel yapmaya başladı ve günlerden birgün pezevengini öldürdüğü için yargılanarak idam edildi. Ama bir gün olsun direnişi elden bırakmadı.

Çoğu kadın Firdevs’in yaşadıklarının bir kısmını mutlaka yaşamıştır ama Firdevs gibi her zaman başı dik, direngen ve onurlu duruşu çok nadirdir. Mısırlı fahişenin öyküsünün anlatıldığı Sıfır Noktasındaki Kadın kitabında bu sebeple bir kadının salt acıklı bir hikayesini değil, onurlu bir kadının ataerkinin iktidarıyla sarhoş edilerek aptallaştırılmış erkekleri yargılama manifestosunu okuruz. Şöyle der: ”Tanıdığım tüm erkekler bende tek bir istek uyandırdı: elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek!”

Çünkü o doğduğu ilk günden beri her kadın gibi bir fahişe olarak yetiştirildi. İdam edilmeden birkaç gün önce kendisiyle röportaj yapmayı başarabilen Neval El Seddavi’ye şunları diyordu: ”Ben fahişe değilim. Ama çocukluğumdan beri babam, amcam, hepsi bana bir fahişe olarak büyütmeyi öğretti.” Öyledir de; bu toplum köleler ve efendilerden oluşmaktadır. Kadınlar ikinci cinstir bu toplumda; ister ailede olsun, ister bir ofiste, ister bir sokakta, isterse de bir genelevde. Onu önce bir şeyh satın almıştı, evliydi ve her gün kocasının tecavüzüne uğradı; sokağa çıktığında erkeklerin taciz edici bakışlarıyla karşılaştı; ofiste çalışmaya başladı, üst rütbeli erkekler onu sürekli bir cinsel obje gördüğü için onu baştan çıkartmaya çalıştı. Ama o hep direndi, fahişeliği profesyonel anlamda yapmaya başladığında bile onurunu korumayı başardı. Bir fahişenin pasif ama etkin direnişi edilgenliktir. Kirli ve yağlı bir gövde üzerinde gidip gelirken, salyalı ağızlar onun ağzını öpmeye çalışırken, ”nasıl zevk alıyor musun?” gibi aptalca sorular sorulurken o edilgenliği sayesinde ne acı ne de haz duydu. Cinsel gücünü her zaman en yüksek fiyata sattı. Bu yüzden de başarılı bir fahişe oldu. Tıpkı mesleğinde başarılı bir doktor, mühendis veya bir işçi gibi.

Peki hiç mi aşık olmadı? Oldu elbet. Fakat aşık olduğu kişi devrimci bir kişi bile olsa da o bunun yaşamındaki en büyük pişmanlığı saydı. Aşıkken savunmasızdı, ona herşeyini verdi; bunun karşılık olduğunu düşündü ama birgün sevdiği adamın evlendiğini duydu.

sıfır noktasındaki kadınOna göre; ”Başarılı bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyiydi. Bütün kadınlar yalanların, dolanların kurbanıydı. Erkekler kadınları aldatır, aldandıkları için de onları cezalandırır; evlenmeye zorlar, sonra da ömür boyu hizmetçiliğe, küfürlere ya da dayağa mahkum ederdi. En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı olduğunu anlamıştım.”

Artık fahişeliği bırakmak istediğinde ise pezevengi bu isteğine karşı çıktı. Bu işi bırakmakta ısrarlı olan Firdevs ölümle tehdit edildiğinde ise çantasındaki bıçağı çıkarıp pezevengin boynuna saplayarak onu öldürdü. Bir erkeğe boyun eğecek değildi. Bir sineği değil ama bir adamı öldürecek cesarete sahip bir kadındı.

Burada bir kez daha suç kavramını sorgulamamıza fırsat verilmektedir. Artık fahişelik yapmak istemeyen bir kadını zorlamaya çalışan bir pezevengi öldürmek suç olabilir mi? Kendisine şiddet uygulayan birine şiddet göstermek bir suç olabilir mi? Yaşamak için direnmek ve başkaldırmak bir suç olabilir mi?

Firdevs bunu kesinlikle bir suç olarak görmedi. Ve hayatı boyunca da affedilmeyi, kendisine acınmasını reddetti. İdam cezası aldığında dahi devlet başkanına idam cezasının ömür boyu hapse çevrilmesi için af dilekçesi yazmayı reddetti.

Cinayet işlediği için yargılanmıyordu. Bunu şu sözlerle dile getirmektedir:

”Benden ne kadar korktuklarını biliyordum. Çirkin gerçekliklerinin makesini çekip almış, onların gerçek yüzünü ortaya koymuş tek kadındım. İnsan öldürdüğüm için değil -her gün binlerce insan öldürülüyordu- varlığım onları korkuttuğu için beni ölüme mahkum ettiler. Yaşadığım sürece güvenlikte olmayacaklarını, onları öldüreceğimi biliyorlardı. Benim yaşamam onların ölmesi, ölümüm onların yaşaması demekti. Onlar yaşamak istiyorlardı. Yaşamak daha çok suç, daha çok yağma, sınırsız çapulculuk demekti onlar için. Yaşamı da, ölümü de aşmıştım, çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır. Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hala istediğim, hala korktuğum ya da hala özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi”

Kadınların özgürleşme yolunda örnek alacağı biricik kişiliklerden biridir Firdevs. Ataerkil toplumda kadınların çaresiz duruşunu asi ve onurlu yaşamıyla tuzla buz eden gerçek hikayesi feminist yazar Neval El Seddavi’nin Sıfır Noktasınaki Kadın adındaki kitabında kısa ama ayrıntılı ve çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır.

Baran Sarkisyan

Yorum Yapın