Sinema: Sophie Scholl – Son Günler

Acılarımızı anlatmayı garip bir halle sever, yakınıp dururuz. Acılara karşı ağıt yakmaktan gayrıca birşeyler yaptığımız tarih sayfalarında çok nadirdir. Bu sinemaya da böyle geçmiş, savaş konulu çoğu filmde Nazi rejimi esnasında yaşanılan acılar işlenip durmuştur. Bir sanat olarak sinema salt bir belgeselcilik değil ise estetik kaygılarla birlikte belli amaçlar gütmesi gerekmektedir. Özellikle bu filmler politik ve tarihi nitelikler taşıyorsa.

İzlediğimiz çoğu Nazi temalı filmlerde salt acılar işlendi. Fakat her nedense faşizme karşı direniş filmleri çok nadirdir. Sophie Scholl: Son Günler adlı film bu nadir filmlerden birisidir. Nazi dönemidir ve Naziler savaşta seferberlik halindedir. Böylesine bir dönemde bir grup öğrenci ”Beyaz Gül” adında bir örgüt kurmuş ve Nazi rejimine ve onun savaş ve soykırım politikalarına karşı mücadele etmektedirler. Çünkü onlara göre, “Her birey bu kader vaktinde elinden geldiğince kendini savunmalı ve insanlığın kırbacına, faşizme ve mutlakıyetçi devleti andıran her türlü sisteme karşı mücadele etmelidir.”

Bunun için kendi çabalarıyla bildiriler yazıp dağıtmışlardır. Son olarak okulda bildiri dağıtırken yakalanan iki öğrenci gözaltına alınarak sorguya çekilir. Sorgu kağıdına geçen her cümle tarihi kanıt niteliğinde olacaktır. Başlarda bildirileri inkarla polis sorgusunu atlatabileceğini düşünen öğrenciler yanılıyordur, çünkü çok fazla delil vardır ve sonunda itiraf etmek zorunda kalırlar. İtiraftan sonra ise asıl mücadele başlamaktadır. Özellikle filme adını veren filmin baş karakteri Sophie Scholl’un polis şefi karşısındaki savunması kayda değerdir. Sophie, mücadelelerinin haklı olduğunu, Hitler’in iktidar olmadan önce eşitlik ve özgürlük vaadetmesine rağmen herşeyi bir bir yasakladığını, soykırım yaptığını, fakat mutlaka kaybedeceğini sürekli tekrarlar. Polis şefi ise bu inanç ve cesaret karşısında şaşkınlık geçirmekte, kadın öğrenciyi onun aslında beyninin abisi tarafından yıkandığını iddia etmektedir. Öyle ya Führer’e karşı mücadele etmek akıl alacak iş değildir, hele ki bu mücadelenin haklılığını üstüne basa basa anlatmak hiç akıl işi değildir!

Dikkat çekilen bir diğer nokta ise vicdandır. Sophie Scholl, vicdanın faşist yasalardan çok daha üstün olduğunu ve mücadelesinin odak noktasının vicdanı olduğunu kanıtlamaktadır.

Film boyunca bugün yaşadığımız ülkedeki rejimi düşünmeden edemeyiz; demokratik hakların gaspı, rejim liderine itaat ve ona karşı direnş göstermenin en büyük suç sayılması, siyasi tutuklamalar, katliamlar, kapıdaki savaş…

Fakat diktatörlükler yıkılmaya mecburdur. Tarih boyunca da öyle olmuştur. Filmde Beyaz Gül adlı direniş örgütünün 3 üyesi de idamla cezalandırılmış olsalar da yargılama sürecinde dedikleri gibi bugün bize ölüm cezası verenler yarın kendilerini sanık sandalyesinde bulacak ve yargılanacaklardır. Zira öyle de olmuştur.

Film Nazi döneminde yaşanan gerçek bir hikayeden alınmıştır. Tarih faşit diktatörleri her zaman lanetle anarken direnenleri her zaman minnetle anacaktır. Elbette Beyaz Gül’ün mücadelesinden alacağımız dersler vardır. Biliyoruz ki, en faşist günlerde dahi direniş adına mutlaka yapılacak birşeyler vardır, sonu ölüm olsa da…

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız