Sinema: Truman Show

1998 yılında vizyona giren, yönetmenliğini Peter Wair’ın yaptığı, başrolünde Jim Carrey’nin oynadığı bir film Truman Show…

Jim Carrey’nin canlandırdığı Truman Burbank bir adada yaşayan, görünür de hayatında her şey normal olan 30 yaşında bir adamdır. Bir işi, evi ve eşi vardır. Fakat Truman dışındaki herkesin çok iyi bildiği bir gerçek vardır. Truman’ın otuz yıllık yaşantısı kurgulanmış bir televizyon showudur. Yani, onun haricindeki herkes oyuncu, yaşadığı ada bir televizyon stüdyosu ve doğduğu andan itibaren başından geçen her şey bir televizyon yapımcısının kararlarıyla olmuştur. Truman Show otuz yıldır aralıksız yayımlanan yirmi dört saat süren bir televizyon programıdır. Truman’ın henüz doğduğu anda bir televizyon yapımcısına satıldığından ve arkadaşlarının, eşinin, annesinin, babasının kurgulanmış karakterler olduğun- dan haberi yoktur. Truman aklı erdiği andan itibaren yaşadığı bu yapay adadan çıkmaması için her şey düzenlenir. Denize açılma fikrini yok etmek için, deniz fobisi geliştirilir, ta çocukluğundan. Truman denize açılamaz. Ayrıca ne zaman bu tarz düşüncelere kapılsa eşi, mortgage borcundan, gelecekte dünyaya getirmek istedikleri bebeklerinden vs. bahsederek Truman’ı o düşünceden uzaklaştırır.

“Genç Truman: Ben kaşif olmak istiyorum, tıpkı Büyük Magellan gibi.

Öğretmen: (Haritayı gösterek) Geç kaldın, burada keşfedilecek yer yok!”

Filmin ana ekseninde bir soru yatmaktadır: Ya başkalarının sınırı çizdiği bir dünyayı yaşıyorsak? Truman’ın yaşadığı dünyanın sınırlarını belirleyen bir program yapımcısı var ve otuz yıldır canlı yayınladığı, yirmi dört saat süren show programının zarar görmemesi için yapamayacağı hiçbir şey yok. Peki bizim hayatlarımızın sınırını belirleyen ne? Yirmi dört saatlik günün iyimser bir ortalamayla on saati işte, iki saati yol da, iki saati yemek vb. temel ihtiyaçlarla, sekiz saati uyuyarak geçiyor. Geriye yalnızca dört saat kalıyor ve bu dört saatte de kimsenin bir şey yapacak hali yok çünkü herkes YORGUN oluyor. Zaten bizim sınırlarımızı çizenlerin o dört saat için de hedefleri var. O dört saatin, yine iyimser bir tahminle, iki saati de dizi izleyerek geçiyor zaten. Yaşadığımız hayatların sınırını belirleyen bir düzen var. Her şeyin bir sınırı olur fakat içerisinde bulunduğumuz düzen, ki adının önüne sömürü sıfatını ekleyebiliriz, bizim yaşamlarımızı kendi devamlılığı için belirliyor ve bizi, hepimizi kendi geleceğinin teminatı olarak görüyor ve böylece yaşamlarımızın sınırı sömürü düzenine uygun çizilmiş oluyor.

Kapitalizm sömürü düzenini sürdürebilmek için her türlü alçaklığa baş vuruyor. Truman Show filmi biraz da bunun üzerine şekillenmiş. Truman’ın hayatında her şey o çarka hizmet etmek için var. Eşiyle mutfakta sıcak bir sohbete girdiği esnada eşinin mutfaktaki herhangi bir eşyayı alıp kameraya tanıtması gibi.

Bir gün tıpkı Truman Show’daki gibi geminin ucu duvara değecek ve o gün kapitalizmin showu bitecek. İçinde yaşadığımız hayatları, bize çizilen sınırları kabul etmeyelim… Çünkü, hayatlarımız birilerinin düzeninin teminatı olamayacak kadar kıymetli.

Deniz Ekin / Tavır

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Sinema: Truman Show | YURTSEVER

Yorum Yapın