Sınıfa Karşı Sınıf

Mülkiyeti elde eden patronlar parayla yatıp parayla kalkarlar. 5 duyu organı paraya odaklanmıştır; gördüğü, işittiği, kokladığı, hissettiği ve yaladığı paradır. Para para paraaaa!!! diye paralarlar kendini.

Mülkiyetinin küçüklüğü veya büyüklüğü, hangi ulustan, hangi mezhepten, hangi ülkeden oluşu değiştirmez sosyal psikolojik durumunu, çünkü her halükarda mülkiyet kendini sömürüyle var eder. Patronların kaybedeceği tek bir şey vardır, o da mülkiyetleridir. İnsani olan tüm değerlerini daha en başta, yani sömürünün ilk kuruşunda kaybetmişlerdir.

Burjuvazinin suçu sâde sömürüyle noktalanmaz. Sömürü onun varlık koşuludur. Bu yüzden eli çocuk emeğine kadar uzanır. Eğer bir yolunu bulabilirse çok düşük bir ücrete onu çalıştırır. Onun için ucuz iş gücünden sağlayacağı kar kadar tatlı birşey yoktur bu dünyada.

Eğer burjuvazi sömürü için kana ihitiyaç duyuyorsa tereddütsüz tek işçinin yahut 300 işçinin kanını dökebilir. Siz bunu iş kazası zannedersiniz. Her zaman bunun için ödeyeceği tazminat iş güvenliği için harcayacağı miktardan az olur çünkü.

Bir işçi patronun istediği sınırsız enerjiyle ürün yaratamıyorsa onu satın aldığı gibi tereddütsüz kovacak, içi hiç mi hiç sızlamayacaktır. Bir işçinin işine son verilmesi demek diğer işçilere aynı zamanda bir gözdağı vermek demektir. Çünkü büyük işsizler ordusunu bir taktikle, daha doğru bir ifadeyle zorunlu bir halle yaratan da kendisidir. İşsizler ordusu burjuvazinin yedek ucuz iş gücüdür. İşçinin asgari ücrete tamah etmesinin bir sebebi budur.

Patron işçiye büyük bir düşmanlık duyar. Patron, sınıfını tanır, bilir, ona göre davranır. Bu doğaldır.

Doğal olmayan şeyse işçinin bu sınıf bilincine sahip olmaması, burjuvaziye karşı kin beslememesidir. İşçi kişi patronu tam bir tezatlıkla okumuş yazmış, mal mülk sahibi, saygıdeğer beyefendi veya hanımefendi olarak görür. İşçi saygısını itaat yoluyla her fırsatta gösterir.

Oysa ki sınıf bilincine sahip olmak patronun elindeki kan kokusuna dek herşeyi duyabilmeyi, görebilmeyi gerektirir. Dünya üzerindeki her şeyin; yaşam yerlerinin, araçlarının, yani, ekmeğinden otomobiline, elbisesinden binasına dek herşeyin üreticisi emekçilerdir. Hal bu olmasına rağmen işçiye düşen yoksulluk iken, patrona düşen işçinin emeğini sömürerek elde ettiği zenginliktir.

Dünyada çoğunluğun yaşadığı açlık, sefillik sorunu ancak sınıfa karşı sınıf perspektifiyle aşılabilir. Çünkü açlık sorununun temelinde bu iki sınıfın çelişkisi yatmaktadır. Emek yok edilemez, tabii olarak işçilik de yok edilemez. Ama burjuvazi yok edilebilir.

Emekçiye düşen, insanlığın nefes borusuna yapışan bu burjuva sineğini alaşağı etmektir. Nefes borusuna yapışan bu sinek solunum rahatsızlıkları yaratmakta; fakat bunun bilincinde olmayan işçi sınıfı bu rahatsızlığını daha fazla çalışarak ya da hastane, cami, kilise kapılarında gidermeye çalışmaktadır. Burjuvayı tarihin geri dönüşümsüz çöplüğüne atmanın tek yolu örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmektir. Grevdir, yaşamı durdurmaktır; yaşamı yeniden inşa etmektir.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Sınıfa Karşı Sınıf | YURTSEVER

Yorum Bırakınız