Sömürge Halklar ve İsyan

Sömürgecinin, asimilasyonu, dolayısıyla sömürgeleştirilenin kurtuluşunu kabul edebileceğini ya da etmesi gerektiğini söylemek, sömürge ilişkisini örtbas etmek anlamına gelir. Ya da, sömürge ayrıcalıklarını ve yerleşimcilerle sanayicilerin fahiş haklarını mahkum ederek, sömürge emeğine adil ücret ödeyerek, sömürge insanının hukuki, yönetsel ve siyasal açıdan ilerlemesini sağlayarak, sömürgeyi sanayileştirerek.. kendi konumunu tamamen altüst edebileceğini ima etmek olur.

İsyan…

O halde sömürge insanının yapabileceği ne kalmıştır geride? Kendi durumunu sömürgeciyle uyum ve birlik içinde değiştiremeyince, ona karşı çıkarak özgür olmaya çalışacaktır: isyan edecektir.

Sömürge halkların isyanlarına şaşırmak bir yana, tam tersinden daha sık ve daha şiddetli olmadıklarına şaşırmamız gerekir. Aslında sömürgeci kendisini ona karşı birçok açıdan korur: Seçkinlerini sürekli güçsüz düşürür, her şeye rağmen öne çıkmayı başarmış olanları yozlaşma ya da polis baskısıyla sistematik olarak yok eder; tüm halk hareketlerinin provokasyon yoluyla bastırması, vahşice ve hızla yok edilmesi. Sömürge insanının kuşkularını, kendisini yenene ister istemez hayran olma mağlupların saldırganlığının yetersizliğini ve muğlaklığını, sömürgecinin kadir-i mutlak gücünün sonsuz iyiliğin meyvelerini taşıyabileceğine dair uzun süre korunan umudu daha önce belirtmiştik.

Bununla birlikte, isyan sömürge durumundan çıkmanın, aldatmaca olmayan tek yoludur ve sömürge insanı bunu er ya da geç keşfeder. Durumu mutlaktır ve mutlak bir çözüm talep eder; uzlaşma değil, kopuş. Geçmişinden koparılmış, geleceğinin önü kesilmiştir, gelenekleri can çekişmektedir ve yeni bir kültür edinme umudunu kaybeder. Ne dili vardır, ne bayrağı, ne teknik bilgisi, ne ulusal ne de uluslararası varlığı, ne hakları ne de görevleri Hiçbir şeye sahip değildir, artık bir şey değildir ve bir şey olmayı umut edemez. Üstelik çözüm her gün daha acil hale gelir. Sömürge insanını yok etme mekanizması her geçen gün daha da kötüleşir. Baskı ne kadar artarsa, sömürgeci o kadar çok gerekçeye ihtiyaç duyar. Sömürge insanını ne kadar çok aşağılaması gerekirse, kendini o kadar suçlu hisseder, kendini aklamaya o kadar çok ihtiyaç duyar vb. Bu cehennemi döngüden, parçalanma dışında, kopuş dışında nasıl çıkabilir? Sömürge durumu, kendi içsel kaçınılmazlığıyla, isyana çağrıdır. Çünkü sömürge durumu düzeltilemez; bir kölelik zinciri gibi, ancak kopartılabilir.

… ve Sömürgenin Reddi

O zaman şartların değiştiğine tanık oluruz. Asimilasyon bir kenara bırakılınca, sömürge insanının kurtuluşu, benliğinin ve özerk onurunun yeniden keşfi sayesinde gerçekleşmelidir. Sömürgeciyi taklit etme çabaları kendini inkar etmeyi gerektiriyordu; sömürgecinin reddi ise kendini keşfetmenin vazgeçilmez bir başlangıcıdır. Bu suçlayıcı ve yok edici görüntüden kurtulmak gerekir; baskıya cesaretle saldırmak gerekir, çünkü çevresinden dolanıp gitmek olanaksızdır. Bu kadar uzun süre sömürgeci tarafından reddedildikten sonra, sömürge insanının sömürgeciyi reddetme günü gelmiştir.

Sömürgeleştirilenin reddi ancak mutlak olabilir, yani yalnızca isyan değil isyanın da aşılmasıdır, yani devrimdir.

Albert Memmi
Sömürgecinin Portresi Sömürgeleştirilenin Portresi

Yorum Yapın