Suç ve Dindarlık

Toplumdaki iyi ve kötü olma üzerine olan genel algıyı, dinlerin belirlediği ahlak kurallarının oluşturduğu zannedilmektedir. Bir insanın dinsiz olduğunda bütün suçları işlemekte özgür olduğu, kendisini bağlayıcı herhangi bir ahlaksal olgunun olmadığı düşünülür. Fakat suç işlemek dinsiz olmakla ya da dinden çıkmakla açıklanamaz.

Suç işlemek, toplumun sosyo-kültürel ve ekonomik yapısının neticesiyle oluşan psikolojik bir sonuçtur. Gerekli koşulların oluşması halinde kişiler, suç işlemenin problemi çözecek yol olduğunu düşünmektedirler. Sosyo-kültürel yapının kadını ikinci cins olarak nitelemesi, cinselliği evlilik dışında “kötü” olarak kodlaması namus cinayetlerine sebep olabilir, oluyor da. Aç bir insanın fırından ekmek çalmasını da ekonomik sebeplerle açıklayabiliriz.

Aksine dindarlık erdemli olmakla eşdeğer tutularak Marquiz Sade’nin şu sözleriyle açıkladığı görevi görmektedir: “Sosyal insana gerçekten gerekli olan şey kesinlikle erdem ya da erdem görünümü müdür? Yalnızca bu görüntünün bile ona yettiğinden kuşku duymayalım: Bu görüntüye sahip olduğunda, gereken her şeye sahip olur. Dünyadaki insanlara şöyle bir baktığımızda, bize dış görünüşlerini göstermeleri yeterli olmaz mı? Dahası, bu görüntüye sahip olanın erdemli davranmaya ihtiyacı olmadığına da ikna olalım…”

Bunu, dini duyguların toplumsal olarak etkileşime geçtiği, 2015 Ramazan ayından bir kaç örneğe bakarak daha net görebiliriz:

  • 5 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden bir kişi: “Ben oruçluyum, Allah şahit” diyerek ‘iyi hal’ aldı ve 8 ay sonra serbest kalacak.
  • 24 Haziran 2015’te Van’da bir deprem meydana geldi ve sosyal medya üzerinden yapılan yüzlerce yorumdan biri şu şekilde; “Rabbim bu defa, şu mübarek sahur yüzü suyu hürmetine Van’ı haritadan siler inşallah. Amin.”
  • Edirne’de de bir kişi, havlamasından rahatsız olduğu köpeği öldürdükten sonra, “Öfkeme yenik düştüm. Onu vurduğumda oruçluydum. Bu mübarek Ramazan gününde beni iki türlü günaha soktu. Günah sahibi oldum, pişmanım.” şeklinde açıklamada bulundu.
  • Mor Çatı’ya Ramazan ayında ulaşan kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz şikayetlerinde ve yardım taleplerinde bir değişim olup olmadığını mail vasıtası ile sorduk ve aldığımız cevap, “İstediğiniz verileri faaliyet raporlarımızdan bulmanız mümkündür. Henüz bu döneme ait olan raporumuz yayınlanmadı. Fakat kabaca, başvuru sayısında bir değişiklik olmadığını söylemek mümkündür.” oldu.
  • Ramazan nedeniyle televizyon kanallarında özellikle iftar ve sahur vakitlerine yakın saatlerde özel programlar yapılıyor. Bu programların biri de Show TV’de Mustafa Karataş’ın sunduğu “Sahur ve İftar Vakti” isimli program. Mustafa Karataş, 30 Haziran günü yaptığı programa, telefonla bağlanan bir kadın izleyicinin eşinden şiddet gördüğünü, şiddete uğradığı zaman annesinin evine gittiğini, eşinin bir daha yapmayacağına söz vermesi üzerine geri döndüğünü ama her seferinde tekrar şiddete maruz kaldığını söylemesi üzerine, “Siz oyun oynuyorsunuz, öbür dünyaya gitmeden size bu dünyada ceza vermek lazım.” dedi.

Peki, ya Işid’in Ortadoğu’da din adına yaptığı katliamlar? Elbette, bir çok müslüman, Işid’in ilan ettiği cihadı kabul etmemektedir. Fakat bu, Işidçilerin dini duygularla insana kıydıklarının gerçeğini değiştirmez. Işid’in de bunları din adına yapmasını, Sade’nin söylediği erdem maskesine uç bir örnek olarak verebiliriz.

Bu haliyle de dindarlık, insanların eksik/kötü yanlarını gizleme konusunda erdem maskesi görevi görmekte ve sosyal, ekonomik, siyasi bir çıkar aracına dönüşerek köleliği ve sömürüyü sürekli kılmaktadır. İnsanlığın bunu idrak ettiği gün, özgürlüğe biraz daha yaklaştığı gün olacaktır.

Cihan Ören

Yorum Bırakınız