Temsilin Reddi

İnsanlar… kendilerine karşı işleyecek, zamanlarını talep edecek, mekanlarını ve bedenlerini kontrol edecek, nelerin söylenebileceği ve yapabileceği üzerine sınırlamalar koyacak ve varlıklarına karar verecek çeşitli temsil pratiklerine nasıl direneceklerini öğrenmelidirler.
(Ashley ve Walker 1990a: 261)

Politik iktidar ve muhalefet kanadında “Halkımız…” diye başlayan söylevler duyulur. Halkımız aşağı halkımız yukarı. Halkımız çok yaşa. Temsili demokrasilerde halktan başka herkes halk adına konuşur. Halk temsilde her halükarda ikinci konumda olmak durumundadır. Halk politik litaretürde taban olarak da geçer. Tavansız taban olmaz tabii; eğer halk bastırılmış, kodlanmış bir halk ise. Vatan, millet, yol, çanakkale, sakarya, mekke, işçi maaşları, demokrasi, odipus, libido, adalet, zam. Kurgu sürekli halk üzerinden işlenir. ”Halkın istediği şey, halkın istediği şey değil, birinin halkın istediği şey olduğunu düşündüğü, zorladığı şeydir.” Halkın istekleri temsil edenlerin istedikleriyle özdeşleştirilmeye çalışılır.

Temsilciler, yani partiler, başbakanlar belirli bir dünya görüşünü yansıtan ideolojik bir görüşe sahiptirler; dolayısıyla farklı bireylerin, grupların çıkarlarını değil, ideolojileri temsil edebilirler. Zira bireylerin, grupların çıkarları, arzuları hiç bir şekilde belirlenemez, sabit tutulamaz ama iktidarlar da tam da bunun için vardır; kurumların ideolojik tahakkümü, disiplin ve denetim bu yüzden vardır.

Temsilciler sürekli başka birileri adına konuşurlar, kararlar verirler ve çoğunlukla dört beş yılda bir temsil ettikleriyle seçimler dışında tek ilişkileri propaganda ve manipülasyon üzerinden yürür. Temsilciler aktif iken temsil edilenler pasifleştirilir. Bir diyeceğiniz mi var? Biz sizin adına deriz. Bir yapacağınız mı var? Biz sizin adınıza yaparız. Yeter ki hizayı bozmayın!

Temsiller yalnızca bizim masumca temsil edilmemizi ifade etmezler; temsili bir gruba, partiye devretmişsek artık o temsiller bizim tanrımız, kutsallarımızdır! Yüce devlet, yüce yasalar, yüce diktatörler bu temsillerin sonucudur.

Bu metin de bir temsildir, baskıcı ve belirlemeci olsa bile okunduktan sonra yırtılıp atılabilir ama yasa, parti, hükümet gibi temsiller? Bir kez oy attıktan sonra partiyi yıkabilir miyiz? Yasaları bir kez zikrettikten sonra o yasaları ceza yaptırımı olmaksızın çiğneyebilir miyiz?

Ben bugün bu kişi veya şu parti tarafından temsil edilebileceğimi kabul etmişsem bu temsilin yarın için geçerli olacağını nasıl belirleyebilirim? Belirleyemem, belirlenirim!

Temsillerde ya bir temsil kriziyle birlikte sürekli kaçış çizgilerini kovalayan göçebeler vardır ya da ‘asıl temsilci biz olacağız’ diyen hareketlerin direnişi. Kötü olan ise temsile razı gösterilip kitlelerin otomatik portakallara, faşist arzu makinelerine dönüşmesidir. Tıpkı Nazi Almanyasında olduğu gibi… “Kitleler faşizmi arzuladı.” Arzu akışlarının bozulması her zaman bu potansiyeli taşır.

Medya, temsil ve kodlama ile yakın ilişkidedir. Dizilerle, reklamlarla, çeşitli programlarıyla sürekli temsiller yaratarak kodlar. Seyirci olarak seyredilen kurgunun içerisinde kendimizi konumlandırılmamız istenir. Buradan sürekli paranoyaklar ürer. Stuart Hall’ın da dediği gibi “medya yalnızca direnişi kaydetmez, onu hakim anlayış içinde konumlandırır.” İster terörizm, çapulculuk olarak, isterse de haklı bir direniş olarak kodlasın; yapılan şey, onu kendi himayesine kapatarak içinde eritmek, dışlamaktır.

Yalnızca politik direniş eylemlerini değil elbette, bunu daha iyi görebilmek için sokak sanatçılarını örnek verebiliriz: Sokak sanatçıları belirlenemez, medyatik değildir, tüketim nesneleri haline gelmez, nerede ne zaman karşılaşacağımızı genelde bilemeyiz, vergilendirilemez, şarkıları doğaçlama şeklinde olabilir veya bilinen şarkıları kendi özgün biçemlerinde söyleyebilirler; mağazaların, reklam afişlerinin hipnoz ettiği bir sokakta bir anda ortaya çıkıp tamburun sesiyle hipnozu bozarlar. Türkiye’de bir çok sokak sanatçısını aklımıza getirebiliriz. Sokak sanatçılarının başları genelde zabıtayla beladadır. Devlet sokak sanatçılarını zaman zaman kendi devlet kanalına davet ederek onlar için belgeseller düzenleyip albüm yapmaları için teşvik eder. -Kendi içine alarak dışlama- Yersiz yurtsuz sanatçıları vergilendirerek yerli yurtlaştırır. Sanatçıların arzu akışları devletin kanalına bağlanmaya çalışılır.

Halklar da böyledir. Türkiye’de bunun en önemli örneği merkezi ve dikey hiyerarşik yapısı olmayan, köksap gibi her yere yayılan Gezi isyanıdır. “Her yer iktidar, her yer direniş” Lakin temsilsiz başlayan isyan temsile bulaştırılarak bitirilmiştir. Gezi’nin bize gösterdiği en önemli şeyin temsilsiz nasıl olurluğu idi ki bunu gayet iyi gösterdiğini düşünüyorum. Bir araya gelmekten imtina eden bedenler neşeyle, dansla, direnişle, dayanışmayla bir araya gelerek neleri başarabileceklerini göstermiş oldular.

Temsil olmadan olmayacağını söyleyenler öncelikle temsille nasıl varolduklarını açıklamalıdır. Kendilerinin oluş’unu nasıl reddettiklerini, temsilleri tarafından kodlanıp belirlendikçe nasıl bir varoluşu temsil ettiklerini açıklamalıdırlar.

Baran Sarkisyan

Yorum Yapın