Uzaktaki Büyük Suçun Yakındaki Küçük Ortakları

Bugün eğer ülkenin kötülükler tanrısına sembolik olarak Tayyip adı verdiysek şunu gözardı edemeyiz: Tayyip, toplum olarak zaaflarımızın toplamına eşittir. Hiç kimse bunun dışında değildir.

Aynı şekilde bir erkek bir kadına tecavüz etmeyi kendinde hak görüyorsa, bu ‘kendi’, toplumun kendisidir aslında. Gücünü, erkini ve cesaretini toplumun ataerkil niteliğinden almaktadır. Toplum bugün tecavüze lanetler yağdırıyorsa genellikle bunun sebebi kendini temize çekmek içindir. Örneğin, Özgecan’ın katili de muhtemelen kurbanını katletmeden önce tesadüf eseri bir haber kanalında yayınlanan başka bir tecavüz haberinde tecavüzcüyü lanetlemiş, fakat daha sonra içinde taşıdığı potansiyel tecavüzcülüğü dışa vurmuştur. Bir anne de rastgeldiği bir tecavüz haberinde tecavüzcüyü lanetlerken aynı anda kendi kızını ‘erkeğe itaatkar kul’ olarak yetiştiriyordur. Bir baba da tecavüzü lanetlerken oğlunu ‘erkek oğlu erkek’ olarak yetiştiriyordur. Eğer tecavüze ataerkinin sonuçlarından biri diyebiliyorsak; tecavüzü hazırlayan, tecavüz eden ve tecavüze uğrayan da toplumun kendisidir. Hiç kimse bunun dışında değildir.

Bu örneklerden çıkarılacak sonuç elbette ”birey suçsuz, suçlu olan toplum” değildir. Toplumun niceliği oluşturan bireylerdir; her birey bu suçun ortaklarıdır. Toplumun niteliği belirleyen ise kurumlar ve bu kurumlara karşı bireylerin aldığı tutumlardır. Bu kurumlar aileler, okullar, fabrikalar, ibadethaneler vb’dir. Bu kurumları bir bütün olarak devlet olarak da tanımlayabiliriz. Her birey bu kurumların tornasından geçmiştir.

Öz itibariyle Ece Ayhan’ın bir dizesiyle söylemek gerekirse ”Uzaktaki büyük suçun yakındaki küçük ortaklarıyız.” Hepimiz!

Sorumluluk duygusu şunu gerektirir: Zulme başkaldırmıyorsam, zulmü katlanabilir, meşru görüyor ve bu zulümden bir tür zevk alıyorumdur. Eğer zulme başkaldırıyor ve zulmü yenemiyorsam yeteri kadar başkaldırmıyorum demektir.

Uygarlığın bir getirisi olan yabancılaşma ise sorumluluk duygusunu köreltmektedir. Çünkü birey, toplumsal bir varlık olmasına rağmen kendisine ve onu doğuran topluma yabancılamıştır.

Sistem, çarkları arasında toplulukları birbirinden ayırarak ezip öğütüyor olmasına rağmen birey bunu göremiyor. Uygarlık bir çeşit körleşmedir.

Halbuki bireyin kurtuluşu toplumun kurtuluşuna bağlıdır; toplumun kurtuluşu ise bireyin kurtuluşuna bağlıdır.

Bireyin samimiyeti ve kendini gerçekleştirmesi ise kendine vuracağı ilk yıkıcı kürekle başlayacaktır.

Baran Sarkisyan

Yorum Yapın