Yasanın Gücü Adına: “Ya Sev Ya Terket”

Müslüman çiftin İsviçre’de ‘karşı’ cinsle tokalaşmayı reddetmesinden dolayı vatandaşlık verilmemesi üzerine yapılan tartışmalarda yine klasik olarak “İsviçre’de ne işi var, Arabistan’a gitsinler” denildi. Muhtemelen bu müslüman çift Arabistanlı ise doğdukları ülkede de “madem şöylesin öyleyse şu ülkeye git” denilmiştir ya da buna zorlanmıştır.

Bu konuda açılması gereken birçok ara başlık vardır: İsviçre gerçekten demokrat bir ülke midir ve din, mültecilik, iktidar, sol, mülkiyet gibi başlıkları tek tek incelemek gerekir ama şimdilik burada Tanrı/Yasa üzerinden ilerlemek istiyorum.

Kısaca “beğenmiyorsan git” diyenlerin mantığı ister farkında olsunlar, ister olmasınlar şöyle işlerlik göstermektedir: herkes bulunduğu ülkenin yasalarına saygılı olacak! Bu durumda doğdukları ülkede verili yasalara karşı mücadele edenler ya da memnuniyetsizlik gösterenler egemenler tarafından “defol git buradan” diye kovulurken, doğdukları ülkeden başka ülkelere gidenler de o ülkenin yasalarına uymak istemediklerinde “burada ne işin var, defol git kendi ülkene” denilecek. Burada sizce de bir problem yok mu? Sözgelimi bir anarşistin bu dünyada yatacak yeri yoktur. Kendilerini imha mı etmeleri gerekmektedir? Ya da bir dönem “Komünistler Moskova’ya” denilirdi. Müslüman çift örneğinden yola devam edersek müslüman çiftin aşkın göndereni Tanrı iken kendilerini solcu, laik olarak görenlerin aşkın göndereni de Yasa’dır. Esasında her iki aşkınlık arasında bir fark yoktur. Her iki gönderen de aşkındır ve kendisini hükmeden olarak ilan etmiş, toplumun buna ayak uydurması istenmiş, hükme uymayanın da bükülmesi, tecrit edilmesi emredilmiştir.

(Burada bir solcu en ilerici düşünce bizimkidir, bizim yasamızdır ve birgün herkesi o yasaya uyduracağız diyebilir, mümkündür de bu, yakın tarihe baktığımızda Sovyetler’e, Çin’e, Doğu Blok’a baktığımızda örneklemeleri vardır, gelecekte de olabilir. Buna karşın bir başka solcu da “ideal ülke” olarak kendisine bazı Avrupa ülkeleri seçmiş olabilir, o ülkelerin yasalarıyla belirlenmeyi arzulayabilir. Ama dikkat çekmek istediğim konuyu ıskalamaktadırlar.)

Her iki taraf da kendisine ya Tanrı’nın hükümlerini tartışmayı reddetmiş ya da Yasa’nın. Nietzsche’nin “Tanrı öldü” diyerek ilanın ilanını yapmasından sonra yerine geçen İnsan/Yasa aşkınlık görevini Tanrı’dan devralmıştır. Tanrının hakimiyetindeki evren ile bugün Yasa’nın hakimiyetindeki evren arasında heralde araçsal olarak kimi teknolojik farklar sözkonusudur sadece.

Tanrı ile Yasa bir terazide tartıldıklarında Yasa’nın daha hoş olabileceği iddia edilebilir, zira Yasa değilse bile hükümleri değiştirilebilir diye düşünülebilir, ama Yasa’nın gücü de tam da buradan gelmektedir zaten, değiştirilebilirdir ve göçebedir. Seni bir göz gibi izlemektedir ya da bir ayna olarak ve sen o aynaya bakıp kendini düzeltmeye zorlamaktadır. Bu Yasa’nın kendi bakiliğini sağlamak içindir. O her zaman hükmeden olarak varlığını sürdürmek istemektedir, tıpkı Tanrı gibi.

İnsan Tanrı hükmünün boşluğunu Yasa hükmüyle doldurmuş olması İnsan’ın çok da birşey beceremediğini göstermektedir. Buna rağmen solcu/laik böbürlenmelerin nedeni de heralde çok birşey beceremediklerinin boşluğunu doldurmak içindir.

Baran Sarkisyan

Yorum Bırakınız