Yoksulluğun Modernleştirilmesi ve Gizlenmesi

Yoksulluğun modernleştirilmesi, asgari ücretlinin cebinde kredi kartı, ayağında çakma nike ayakkabı, elindeki iphone telefonudur. Başka bir örnekle, yoksul sofrasının vazgeçilmez yarma çorbasının renkli paketlerdeki hazır çorbalara bırakmasıdır. Endüstrileşme ile birlikte emek gizlenirken, yoksulluk da modern araçlarla gizlenmektedir; zira karnımızda çalan zili camiden, meclisten ve telefonumuzdan gelen sesler bastırmaktadır.

Eskiden kişilerin zengin mi yoksul mu olduğunu giyiminden bile anlayabilirken artık bunu anlamakta zorlanabiliriz. Yahut çok değil 40 yıl önceye kadar evde televizyonun bulunması zenginliğin en önemli belirtilerinden biriyken bugün televizyonun gelişerek seri üretime geçmesiyle artık herkesin evinde televizyon oluşu ve televizyon kanallarının ideolojik bombardımanı altında aldatıcı bir şekilde zenginliğin ortaklaştırıldığı algısı oluşturulmuş, yoksulluk ‘ayıplanacak’ bir satüye oturtulmuştur.

Dolayısıyla bir yoksula onun yoksul olduğuna ikna etmekte zorlanabiliriz. Modernizm öncesi yoksulluğun bir kader olduğu kabulü kısmen aşılmış olsa da onun yerine ”yalancı zenginlik” geçmiştir. Halbuki yoksulluk çok daha fazlalaşmış, bununla da kalmayarak yoksullar borç batağına batırılmıştır. Asgari ücretle geçinen bir kişiye yoksul olduğunu söylediğimizde cebinden asgari ücretini dahi aşan son model telefonu göstererek ”Hayır, ben yoksul değilim” diyebilmektedir. Ya da, neredeyse ömür boyu ödeyeceği kredi kartıyla almış olduğu 200 bin liralık dairenin tapusunu göstermektedir. Burada bizim yoksullukta kıstas aldığımız şey, kişinin telefonu olmaması veya evi olmaması değil; bir telefon fiyatının neden kişinin asgari ücretini aştığıdır, bir dairenin fiyatının neden bir ömür boyu ödenecek krediyle almak zorunda olduğudur. Bizim gördüğümüz bu uçurumun bir adaletsizlik olduğudur. Tüketim kültürünün yoksulları ele geçirmesi, yoksulu daha fazla yoksullaştırmakta ama aynı zamanda bu yoksulluğu gizlemektedir.

Bu durum yoksulu zengin etmese de zengine özendirmekte, dolayısıyla yoksulun zenginlik düşü veya zenginlik taklidi iki sınıfın birbiriyle olan çelişkisini yumuşatmaktadır.

Ivan Illich, ”Kontrol edilmeyen endüstrileşme yoksulluğu modernleştirmektedir. Yoksulluk düzeyleri yükselmekte, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum genişlemektedir. Bu iki boyut bir arada görülmelidir, yoksa yıkıcı kutuplaşma gözden kaçırılır.” demektedir.

Kapitalizmde her gün yoksul ile zenginin arasında uçurumun genişlediği doğrudur; fakat, bu uçurum, yukarıda örneklediğimiz üzere gizlenmektedir. Bu nispi refah bile değil, suni bir refahtır. Karnı aç kişinin açlığını cebindeki telefonla gidermesidir. Gizlenen bu uçurum aynı zamanda iki zıt kutubun yıkım çanlarını da engellemektedir.

Yoksul ile zengin arasındaki uçurumu gizleyen şey yalnızca yoksulluğun modernleştirilmesi aracılığıyla gerçekleşmez; dinci, milliyetçi, cinsiyetçi ideolojilerle de gizlenir. Sözgelimi, yoksul bir Türk işçisi ile zengin bir Türk işadamının arasındaki maddi uçurum, ortak soyut ‘milliyetçi’ veya ‘din’ duygusu ile gizlenmektedir. Halbuki işçi ile patron arasında engin bir uçurum ve uzlaşmaz bir çelişki vardır. Bu uzlaşmaz çelişkinin sebebi mülkiyeti bir sınıfın elinde tutmasıdır ve bu da yoksulluğun ve adaletsizliğin ana nedenini oluşturur.

Kişinin bu ayrımların ve adaletsizliğinin farkına varamamasının sebebi de sınıf bilincine sahip olamamasıdır. Çünkü o zaten son çıkan ürünleri biribiriyle kıyaslamayla meşgulken, yoksul ile zengini birbiriyle kıyaslamaya, mülkiyet sorununu irdelemeye pek de zamanı olmamaktadır. Marks, işçilerin sınıf bilinci alması gerektiğini söylerken, yoksulluk zaten reddedilemeyecek bir açıklıktaydı ve Marks’ın telkini yoksulluğun bir kader olmadığı, üretim ve mülkiyet ilişkilerinin yoksulluğu doğurduğu ve bu düzenin değiştirilebilir olduğuydu. Geldiğimiz çağda ise öncelikle yoksula yoksul olduğuna ikna etmek gibi bir sorun vardır önümüzde.

Guy Debord da, proletarya, bilincin sınıfı haline gelmedikçe iktidara gelemez, der ve daha sonra ekler: Dünya çoktandır bir zamanın düşünü görmektedir, ama onu gerçek anlamda yaşamak için şimdiden bilincine sahip olması gerekir.

Baran Sarkisyan

Tartışma1 Yorum

  1. Pingback: Yoksulluğun Modernleştirilmesi ve Gizlenmesi | YURTSEVER

Yorum Bırakınız